|
|
|
|
Türk Tekstil ve Konfeksiyon Sanayii , Tekstil , Textile , Tekstil Firmaları , Tekstil , Textile
|
|
Türk Tekstil ve Konfeksiyon
Sanayii |
DERGİ - Araştırma
Yazar Prof.Dr. Işık TARAKÇIOĞLU,
Perşembe, 20 Nisan 2006
Ne yazık ki son günlerde tekstil sanayii ile ilgili
olarak Dünya'daki gelişmeleri kulaktan dolma bilgilerle
yarım yamalak izleyen kişilerin "Bilgi toplumu ülkelerin
basit teknolojili ve emek-yoğun tekstil sanayiini
terk ettikleri ve tekstil sanayiinin Avrasya'da
doğuya, Amerika'da güneye doğru kaydığı, dolayısıyla
Türkiye'den de daha doğusundaki ülkelere doğru kaymasının
kaçınılmaz olduğu" şeklinde ahkam kesmeleri tehlikeli
boyutlara ulaşmıştır.
Herkes şunu bilmelidir ki, bilgi toplumu ülkeler tekstil
sanayiini terk etmemişlerdir. AB 15 ülkelerinde 1960'lı
yılların sonunda tekstil ve konfeksiyon sanayiinde 7
milyon kişi çalışırken, şu anda bu rakamın 2 milyonun biraz
altına düştüğü ve üretimlerinin miktar olarak ciddi boyutta
azaldığı doğrudur. Fakat yine doğru olan bir husus, aynı
dönemde cirolarında meydana gelen büyük artıştır...
Şu anda AB 15 ülkelerinde de, Türkiye'de de tekstil ve
konfeksiyon sanayiinde yaklaşık ikişer milyon kişi
çalışmaktadır. Buna karşılık, AB 15 ülkeleri tekstil ve
konfeksiyon sanayilerinin cirosu 200 milyar Euro, Türk
tekstil ve konfeksiyon sanayiinin cirosu ise sadece 25
milyar Euro'dur. Bu nedenle yarı cahillerin, "Nasıl olsa,
Avrupa ve Amerika'da öldü, bizde de ölmesi kaçınılmaz"
safsatasını bir tarafa bırakıp, bütün dikkatimizi "Avrupa ve
Amerika'da nasıl başardılar?" sorusunun cevabına yöneltmemiz
gerekmektedir.
Avrupa ve Amerika 1970'li, 80'li, 90'lı yıllarda bu işin
hamallığım, katma değeri düşük sıradan malların üretimini,
aralarında Türkiye'nin de yer aldığı, el emeğinin ucuz
olduğu ülkelere bıraktı. Bu arada kendisi de üstün
eğitim-öğretim, tasarım, Ür-Ge ve Ar-Ge yeteneklerini en iyi
şekilde değerlendirerek, bir taraftan moda-marka giysi ve ev
tekstillerinin, diğer taraftan da teknik tekstillerin
üretimine ağırlık verdiler. Şimdi de bütün güçlerini çok
fonksiyonlu, interaktif, akıllı giysiler ve ev
tekstilleriyle, yüksek performanslı teknik tekstillerin
araştırılıp geliştirilmesine yönelttiler.
Dokuzuncu Kalkınma Planı (2007-2013); Tekstil,
Hazırgiyim ve Konfeksiyon Özel İhtisas Komisyonu'nun
bu gerçekleri göz önüne alarak Türk Tekstil ve Konfeksiyon
Sanayii için oluşturduğu temel sektörel vizyon ve strateji
önerisi aşağıda sunulmaktadır.
TEKSTİL SEKTÖRÜNÜN TEMEL VİZYON VE STRATEJİ
İnsanların "Beslenme", "Barınma" ve "Örtünme" şeklindeki 3
temel ihtiyacından birini sağlayan tekstil sanayii, insanlık
var oldukça var olacaktır. Fakat tekstil ürünlerinin
fonksiyonunda (insanlara sağladığı hizmette, kullanılma
nedenlerinde) gittikçe hızlanan bir şekilde önemli
değişiklikler meydana gelmeye başlamıştır:
a) Tarih boyunca sadece örtünmek (doğal atmosfer
şartlarından korunmak) ve süslenmek için giyinen insanlar,
artık giysilerinin kendilerine başta sağlık, güvenlik ve
bilişim alanlarında olmak üzere, fakat bugün hayal bile
edemediğimiz her türlü alanda ek hizmetler de vermesini, ek
fonksiyonlar da sağlamasını istemeye başlamışlardır. Bu
trendin ağırlığı, önemi gittikçe artacaktır.
b) Primer tekstil ürünleri (elyaf, iplik ve tekstil
yüzeyleri-dokunmuş, örülmüş veya dokunmamış, örülmemiş
kumaşlar) tarih boyunca birinci derecede giysilerin ve ev
tekstillerinin hammaddesini oluşturmuş, bunun dışındaki
kullanım alanları, yani teknik tekstiller olarak kullanım
alanları; çadır, tente, yelken, çuval, halat, urgan... gibi
az sayıdaki ürünle kısıtlı kalmıştır. Ancak özellikle
sentetik liflerin bulunmasından sonra teknik tekstillerin
kullanım alanlarında ve miktarlarında çok büyük bir artış
meydana gelmiştir. Halen Dünya'da tüketilen liflerin
1/4'ünden fazlası teknik tekstil ürünlerinin üretiminde
kullanılmaktadır. Önümüzdeki yıllarda sıradan teknik tekstil
ürünlerinin üretimi artmaya devam ederken, asıl çığır açıcı
gelişme, normal tekstillerden ve hatta metalik, seramik,
plastik malzemelerden daha sağlam, daha hafif, daha hızlı ve
daha akıllı olan "olağanüstü tekstiller"in, "yüksek
performanslı teknik tekstil"lerin öneminde meydana gelecek
artıştır. Hatta tam olarak bir tekstil ürünü sayılmasa da,
içinde elyaf bulunması nedeniyle tekstille ilişkili olan
"elyaf takviyeli kompozitler", gelecekte çeliğin yerini
alarak en önemli mühendislik malzemesi olmaya adaydır.
Primer tekstil sanayii, artık yalnız yüksek
teknolojik (high-tech) makinelerle, sistemlerle çalışan
değil, aynı zamanda kendisi de ileri teknoloji ürünleri
üreten bir sanayi dalı haline dönüşmektedir. CAD ve CAM'in
yaygın bir şekilde kullanıldığı konfeksiyon sanayii
ise, özellikle giysilerde teknolojiyle sanatı
buluşturmaktadır. Sonuç olarak, tekstil sanayiinin,
basit ürünler üreten basit teknoloji bir sanayi olarak
sanayileşmiş ve bilgi toplumu ülkelerin terk ettiği, daha
ziyade fakir sanayileşmekte olan ülkelere uygun bir sanayi
dalı olduğunu iddia etmek yanlıştır.
Doğru olan, sektörün hamallığını oluşturan standard basit
ürünlerin (commodity) üretiminin fakir sanayileşmekte olan
ülkelere bırakıldığı, fakat sektörün kaymağını oluşturan
yüksek katma değerli moda-marka ürünlerle, "olağan üstü
tekstil"lerin araştırılıp, geliştirilip üretilmesinde
sanayileşmiş ve bilgi toplumu ülkelerin söz sahibi olmaya
devam etmekte oldukları ve etmeye devam edecekleri
gerçeğidir.
Türk Tekstil Sanayii'nin vizyonuna gelince:
1. Türkiye'de ilk kurulan ve ülkenin gerek sanayileşmede,
gerekse dışa açılma politikalarında lokomotif sanayi olan
Türk Tekstil Sanayii halâ ülkemizin sağladığı ciro, istihdam
ve ihracat bakımından en önemli sanayi sektörüdür. Türk
Tekstil Sanayii, üretim kapasitesi bakımından Avrupa'nın da,
hatta tüm Avro-Akdeniz bölgesinin de en büyüğüdür.
Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin tekstil sanayiini gözden
çıkarması mümkün değildir. Tekstil sanayiinde meydana
gelecek büyük boyutlu bir kriz ve ani bir çökme, küçülme,
Türkiye'de çok tehlikeli ekonomik ve sosyal çalkantılara
neden olabilecektir.
2. AB 15 ülkeleri tekstil sanayilerinin, 1970'li yıllarda
gerçekleştirdikleri büyük yapısal değişimlerin bile son
gelişmeler karşısında yetersiz kalmaya başladığını görüp,
2020 yılına kadar ki yeni vizyonlarını belirleyip yol
haritalarım çizdikleri bir dönemde; Türk Tekstil Sanayii'nin,
AB 15 ülkeleri ve A.B.D.'nin 1970'li yıllarda terk etmeye
başladığı katma değeri düşük, standard hazır giyim ve ev
tekstillerinin üretiminde ve tedarikçi ülke olarak kalmada
ısrar ederek uzun vadede rekabet gücünü, hatta varlığım
sürdürmesi mümkün değildir.
3. Türk Tekstil Sanayii' nin acilen, AB 15
ülkelerinin 1970'li yıllarda gerçekleştirdiğine benzer
yapısal değişikliklerle, şu anda gerçekleştirmeyi
planladıkları yapısal değişiklikleri birlikte uygulamaya
başlaması gerekmektedir. 2007-2013 döneminin Türk Tekstil
Sanayii için yapısal değişim (yeniden yapılanma) dönemi
olması şarttır.
4. Türk Tekstil Sanayii' nin en güçlü yönünü
oluşturan husus, Türkiye'de elyaftan dikilmiş nihai ürüne
kadar tam entegre bir tekstil sanayiinin
mevcudiyetidir. Elyaf, primer tekstil ve konfeksiyon alt
sektörlerinden birinin lehine (birini kurtarmak için),
diğerlerinin aleyhine olan (diğerlerine zarar verecek) her
türlü gelişme, uzun vadede tüm sektörün zarar görmesine, güç
kaybetmesine neden olacaktır. Bu nedenle, elyaf, primer
tekstil ve konfeksiyon alt sektörlerinde gerçekleştirilecek
yapısal değişimlerin birbirleriyle uyumlu, birbirlerini
destekleyici ve tamamlayıcı bir bütünlük içerisinde
gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
Yapısal değişimlerin eş zamanlı olarak iki ayrı hatta
yürütülmesi planlanmalıdır:
A. Tedarikçi ülkeden piyasa yapıcı ülkeye dönüşüm
Türk Tekstil Sanayii şu anda, maliyet-fiyat rekabetinin
belirleyici olduğu, daha ziyade orta ve orta üst sınıf
kalitede seri ve parti üretim yapan ve Avrupa'mn Çin'den
sonra gelen ikinci büyük tedarikçisidir. Amaçlanan, bu
yapıya, kalite rekabetinin belirleyici olduğu, üst sınıf
yüksek kalitede moda, marka ürünlerin tasarlandığı,
üretildiği, satıldığı bir yapı kazandırmaktır. Türkiye'nin
artık salt "tedarikçi ülke" pozisyonundan çıkarılıp, "piyasa
yapıcı ülke" pozisyonuna dönüştürülmesi gerekmektedir.
Burada önemli olan husus, "kalite" kavramının kapsamında
meydana gelen değişimdir. Artık kalite terimi: kusursuzluk,
mükemmellik, sağlamlık, yüksek haslıklar yanında, ürünün
özelliklerinde (kir tutmama, kolay bakım, vs.) ve
fonksiyonlarında (komfor, sağlıklı oluş, ekolojik oluş,
çeşitli dış etkenlerden koruyuculuk, vs.) rakiplerine karşı
olan üstünlüklerini de kapsamaktadır. Dolayısıyla eksik
anlamaya neden olmamak için, kalite yerine "farklılık"
kavramının ve "kalitesi nedeniyle rekabet gücüne sahip
ürünler" yerine "kalitesindeki, görünümündeki, tuşesindeki,
kullanım özellikleri ve fonksiyonlarındaki farklılıklar
(üstünlükler) nedeniyle rekabet gücüne sahip ürünler"
tanımlamasının kullanılması da önerilmektedir.
B. Bilgi bazlı ürünlerin üretimine yöneliş
Konvansiyonel kumaşlarla, kullanım özellikleri ve
fonksiyonlarındaki farklılıkları (üstünlükleri) nedeniyle
rekabet üstünlüğüne sahip giysiler ve ev tekstil ürünleri
üretebilmek mümkün değildir. Bunun için özel lifler veya
karışımlarından, özel iplik ve kumaş konstrüksiyonlarıyla
üretilen özel tekstil yüzeylerine, özel bitim işlemleri
uygulayarak elde edilecek fonksiyonel veya çok fonksiyonlu
kumaşlara ihtiyaç vardır. Elyaf üretiminden başlayarak
tekstil terbiyesine kadar olan tekstil sanayiinin, biran
önce bu özel elyaf, iplik, kumaş ve bitim işlemlerini
araştırıp, geliştirip üretebilecek yeteneklere kavuşması
gerekmektedir.
Bu fonksiyonel veya çok fonksiyonlu tekstil ürünlerinin bir
adım ilerisi, interaktif ve akıllı tekstillerdir. Uzun
vadede önemi artacak olan bu ürünlerin geliştirilmesi uzun
süreli multidisipliner araştırma çalışmalarını gerektirmekte
olup, gerekli Ar-Ge çalışmalarına bu plan döneminde
başlanılmadığı takdirde, geç kalınacak ve uzun vadede ciddi
rekabet gücü kayıplarına uğranılacaktır.
Türk tekstil Sanayii harcıalem teknik tekstiller
konusunda son yıllarda ciddi bir atılım yapmış ise de,
burada da asıl olan, cazip olan: yüksek performanslı teknik
tekstillerin üretiminde söz sahibi olabilmektir.
Tüm bu bilgi yoğun ürünlerin üretiminde söz sahibi olabilmek
için, yapılacak ilk iş ise, Türkiye'de bu ürünlerin
araştırılıp geliştirilmesini sağlayabilecek altyapının
oluşturulması ve Ar-Ge uzmanlarının yetiştirilmesidir.
İyi eğitilmiş insan gücü, üstün Ar-Ge ve Ür-Ge yetenekleri
ve yenilikçiliğin, Türk Tekstil Sanayii'nin zayıf yönleri
içerisinde değil, güçlü yönleri arasında yer alması
sağlanamadığı takdirde, uzun vadede Türk Tekstil Sanayii'nin
rekabet gücünü sürdürebilmesi neredeyse imkansızdır.
GÜNCEL SORUNLAR
Bilindiği gibi, dünyada kota uygulamasının kalkması ve başta
Çin ve Hindistan olmak üzere el emeğinin çok ucuz olduğu
ülkelerden gelen anormal düşük fiyatlı tekstil ürünlerinin
dünya pazarlarını istila etmeye başlaması ile TL'nin aşırı
değer kazanmasının aynı döneme rast gelmesi sonucu, Türk
Tekstil Sanayii'nin şu andaki en önemli güncel sorunu,
"fiyat tutturamamaktır". Bu nedenle tekstilcilerin
Hükümet'ten tüm talepleri, üretim maliyetlerinin
düşürülmesine yardımcı olacak önlemlerin alınmasına
yöneliktir.
KDV oranının nihayet yüzde 18'den yüzde 8'e indirilmesi,
sevindirici bir gelişme ise de, sektörün rahatlamasını
sağlamak için yeterli değildir. Üretiminin yarısından
fazlasını ihraç eden tekstil sektörünü en fazla rahatlatacak
husus, muhakkak ki TL'nın aşırı değerli olma durumuna son
vermektir. TL'nın aşırı değerli olması, yalnız ihracatı
olumsuz etkilemekle kalmamakta, aynı zamanda ithalatı da
cazip hale getirmektedir. 2001 krizinden sonraki dönemde
(2002-2005) Türkiye'nin tekstil (elyaf, iplik, kumaş)
ithalatı yılda ortalama yüzde 21.3, konfeksiyon ithalatı da
%37,8 artarak, 2,9 milyar Dolar'dan (2001 yılı) 6,7 milyar
dolara (2005 yılı) çıkmıştır. Yapılan hesaplara göre,
Türkiye'den ihraç edilen hazırgiyim ve konfeksiyon
ürünlerinde aramalı olarak kullanılan tekstil ürünlerinin
yaklaşık yüzde 70'i ithal tekstil ürünleridir. Yani son
yıllarda Türk hazır giyim ve konfeksiyon sanayiinin
ihracatında meydana gelen artış, büyük ölçüde ithalata
dayalı bir artıştır.
Ancak tüm mali ve ekonomik politikalarım; aşırı değerli TL,
nispeten yüksek faiz ve bunlara bağlı olarak büyük bir kısmı
sıcak para olmak üzere yüksek döviz girişi üzerine oturtmuş
bir hükümet ve Merkez Bankası'nın, tekstil sektöründe
tehlike çanlarının çalması nedeniyle bu politikasını birden
değiştirmesini beklemek gerçekçi değildir. O nedenledir ki
tekstil sanayicilerinin diğer acil talepleri arasında, en
önemli maliyet girdileri olan: enerji, istihdam vergileri ve
finansman giderlerinin rakiplerle aynı düzeye çekilmesi ön
plana çıkmaktadır. Bunun için akla gelen çözüm yolları da,
bölgesel teşvik yerine sektörel teşvik uygulanması veya 5084
Sayılı Kanun kapsamına giren illerdeki işletmelere sağlanan
avantajların (vergi ve sigorta primi teşvikleri ve enerji
desteğinin) bölge farkı gözetmeksizin Türkiye'deki tüm
tekstil ve konfeksiyon işletmelerine uygulanmasıdır.
Özel İhtisas Komisyonu toplantılarımızda bu konu gündeme
geldiğinde, DTM temsilcilerinin, bu taleplerin DTÖ (Dünya
Ticaret Örgütü) kurallarına göre haksız rekabet uygulaması
olarak kabul edildiğini, dolayısıyla hayata
geçirilemeyeceğini belirtmeleri üzerine, Komisyonumuz,
sektörün yeniden yapılanma faaliyetleri içerisinde
işletmelerin yerleşim dağılımı için önerilen "kümeleşme"
modelinin teşvik edilmesinin, hem sektörün yeniden
yapılanmasına olumlu bir destek sağlayacağı, hem de sektörün
büyük bir kısmının maliyet girdilerinin aşağıya çekilmesine
imkan tanıyacağı hususunda görüş birliğine vararak, aşağıda
belirtilen hususları Rapora dahil etmiştir.
ACİL BİR ÇÖZÜM ÖNERİSİ: KÜMELEŞMENİN TEŞVİK EDİLMESİ
Konfeksiyon Üretim Kümelerinin Oluşturulması: Elyaftan
bitmiş ürüne kadar tekstil üretimi birçok safhadan geçerek
gerçekleşmektedir. Sentetik lif çekimi ile tekstil yüzeyi
elde edilişinin birleştirildiği spunbond, spunlace gibi
nonwoven teknolojilerini bir tarafa bırakırsak, tekstil
üretimi:
Elyaf - İplik - Ham tekstil yüzeyi Mamul tekstil yüzeyi -
Dikilmiş ürün şeklinde yapılmaktadır. Bu üretim adımları
(tekstilin alt sektörleri) kendi aralarında, sermaye-yoğun
veya emek-yoğun oluş bakımından çok büyük farklılıklar
göstermektedirler. Kimyasal (insan yapısı, sentetik ve sun'i)
elyaf ve iplik çekimi dünyanın en sermaye-yoğun sanayi
sektörü olan petro kimya sanayii içinde yer alırken; iplik,
dokuma, örme ve tekstil terbiye işletmeleri 4. sermaye-yoğun
sanayi sektörünü oluşturmaktadırlar. Konfeksiyon ise halâ
emek-yoğun bir sanayi sektörüdür. Tekstilin alt sektörleri
sermaye-yoğundan emek-yoğuna doğru aşağıdaki şekilde
sıralanabilmektedirler:
Sermaye-yoğun
Emek-yoğun
(Sentetik elyaf ve iplik; OE-iplik; Ring-iplik; Terbiye;
Dokuma; Örme; Konfeksiyon.)
Emek-yoğun yapısı nedeniyle, konfeksiyon sanayinin, şu anda
en yoğun olarak bulunduğu ve Türkiye'de işçiliğin en pahalı
olduğu İstanbul'da ve diğer metropollerde mevcudiyetini
sürdürebilmesi çok zordur. Bu nedenle konfeksiyon sanayiinin,
metropollerden el emeğinin daha ucuz olduğu Anadolu
şehirlerine (özellikle 5084 Sayılı Kanun kapsamında vergi ve
sigorta primi teşvikleri ve enerji desteği olan illere)
kaydırılmasında yarar vardır ve konfeksiyon sanayiinde büyük
sabit yatırımlar söz konusu olmadığından, mevcut tesislerin
taşınması da kolaydır.
Burada dikkat edilmesi gereken husus, konfeksiyon
(özellikle hazır giyim) üretimini ve satışı :
• Dikim öncesi işlemler (tasarım, satın alma, kalıp çıkarma,
serileme, kesim resmi hazırlama kesim ve benzeri işlemler)
• Dikim
• Dikim sonrası işlemler (kalite kontrol, ütüleme, paketleme
ve benzeri işlemler)
• Pazarlama, satış ve müşteri hizmetleri
şeklinde 4 adıma ayırırsak, bu adımların emek-yoğun
oluşlarının da kendi aralarında büyük farklılıklar
göstermesidir. Bunlar arasında en emek-yoğun olanı (en fazla
işçinin çalıştığı adım) dikim ve biraz da dikim sonrası
işlemlerdir. Dikim öncesi işlemler artık büyük ölçüde CAD
(bilgisayar destekli tasarım) ve hatta CAM (bilgisayar
destekli üretim) şeklinde yapılmaktadırlar. Dolayısıyla
bunlar için az sayıda çok iyi yetişmiş modist (tasarımcı),
stilist, kalıpçı, kesimci... gibi özel elemana ihtiyaç
vardır. Pazarlama, satış ve müşteri hizmetleri için de az
sayıda çok iyi yetişmiş, dünya modasım ve pazarlarını çok
iyi bilen ve yakından takip eden elemana ihtiyaç vardır. Bu
az sayıdaki özel elemanın Anadolu'da bulunması veya kısa
sürede (belki de uzun sürede bile) yetiştirilmesi mümkün
değildir. Zira bu elemanlar ancak moda merkezlerinde
yetişmekte ve gelişmektedirler. Dolayısıyla konfeksiyon
sanayiinin emek-yoğun kısmını oluşturan, dikim (kesim dahil)
ve dikim sonrası işlemler (gövde) Anadolu'ya kaydırılırken,
satın alma ve dikim öncesi işlemlerle (baş), pazarlama,
satış ve müşteri hizmetleri (kuyruk) metropollerde
kalmalıdır.
"Baş ve kuyruk" modeli olarak nitelendirilen bu modelde,
eğer bir gün hayat seviyesinin yükselmesi nedeniyle
ücretlerin Anadolu'da da çok yükselmesi söz konusu olursa,
baş ve kuyruk metropolde (örneğin İstanbul'da), kalmaya
devam ederken, gövde (dikim ve dikim sonrası işlemler) el
emeğinin halâ ucuz olduğu fakir Asya veya Afrika ülkelerine
kaydırılarak, rekabet gücünün sürdürülmesi
sağlanabilecektir.
Buna göre konfeksiyon sanayiinin metropollerden
Anadolu'ya kaydırılması sırasında:
• Konfeksiyon işletmelerinin büyük ölçüde CAD şeklinde
yapılan ve az sayıda fakat çok iyi yetişmiş modist
(tasarımcı), stilist, kalıpçı... gibi özel elemana ihtiyaç
duyulan dikim öncesi işlemler departmanları ile yine az
sayıda fakat çok iyi yetişmiş, dünya modasını ve pazarlarını
çok iyi bilen ve yakından takip eden elemana ihtiyaç duyan
pazarlama, satış ve müşteri hizmetleri departmanları ve üst
yönetim merkezleri başta İstanbul olmak üzere metropollerde
kalmaya devam etmelidirler (Baş ve kuyruk İstanbul'da,
metropollerde; gövde Anadolu'da).
• İstanbul'un Dünya'nın önde gelen 5-6 en önemli moda
merkezinden biri olması sağlanmalıdır.
• Türkiye'de konfeksiyon sanayiinde de kapasite fazlalığı
vardır. Dolayısıyla teşvik alan illerde ne kadar çok yeni
konfeksiyon işletmesi kurulursa, İstanbul'da, İzmir'de o
kadar çok konfeksiyon işletmesi kapanacak ve bu kapanan
işletmelerle birlikte bunların makine parkı ve her şeyden
önemlisi tasarımdan, üretime ve pazarlamaya kadar olan her
türlü tecrübeleri, birikimleri heder olacaktır. Diğer
taraftan tamamı (baş ve kuyruk kısımları da) Anadolu'da olan
konfeksiyon işletmelerinin, global pazarlarda rekabet
edebilmeleri zordur. Bu nedenle asıl olan, teşvik edilmesi
gereken husus, teşvik alan illerde yeni konfeksiyon
işletmelerinin kurulması değil, İstanbul'da, İzmir'de mevcut
olan işletmelerin üretimlerini (kesim,dikim ve dikim sonrası
işlemlerini) teşvik alan illere kaydırmalarıdır. Bu arada,
üretimin taşındığı ildeki iş adamları ile işbirliği
yapılması, ortaklık oluşturulması ayrıca teşvik edilmesi
gereken bir husustur.
• Konfeksiyon sanayii primer tekstil sanayimden farklı
olarak, daha küçük sermaye ve daha basit altyapı
yatırımlarıyla yüksek istihdam sağladığından, yatırımların
ve istihdamın teşvik edildiği fakir illerdeki iş adamlarının
ve mahalli yöneticilerin kendi başlarına veya dışarıdan
gelecek yatırımcılarla birlikte kurmayı düşündükleri veya
dışarıdan gelecek yatırımcıların kurmasını destekledikleri,
teşvik ettikleri yatırımların başında konfeksiyon
işletmelerinin kurulması gelmektedir. Konfeksiyon sanayiinin
tüm Anadolu'ya yayılması ilk bakışta cazip ve sevindirici
bir gelişme gibi görünüyorsa da, esasında rasyonel olmayan
ve sektörün rekabet gücünü azaltıcı bir husustur. Yapılması
gereken, her il ve ilçe merkezinde birer, ikişer, bölük,
pörçük konfeksiyon işletmesinin kurulması değil, seçilecek
10 kadar, 5084 Sayılı Kanun kapsamındaki teşvik alan ilde
konfeksiyon üretim kümelerinin oluşturulmasıdır.
Konfeksiyon kümelerinin oluşturulduğu bu illerde, yalnız
konfeksiyon işletmeleri toplanmakla kalmayacak,
konfeksiyonla ilişkili, konfeksiyona hizmet veren ve eleman
yetiştiren kuruluşlar da (kalite-kontrol laboratuarları;
danışmanlık ve gözetim şirketleri; kumaş, aksesuar, yedek
parça ve makine satış ve servis üniteleri; nakış, parça
baskı ve yıka-macılar; nakliye ve iletişim kuruluşları;
eğitim merkezleri, meslek liseleri, meslek yüksekokulları,
fakülteler ve enstitülerin ilgili programları vs.) bu
illerde kümelenecektir.
Tekstil kümelerinin oluşturulması: Yukarıda da belirtildiği
gibi, sentetik elyaf ve iplik üretimi diğer petro-kimya
sanayii alt sektörleri ile birlikte dünyanın en
sermaye-yoğun, konfeksiyon dışında kalan tekstil sanayii de
4. sermaye-yoğun sanayi dalıdırlar. Bunların Anadolu'ya
(5084 Sayılı Kanun kapsamındaki illere) taşınması,
konfeksiyon sanayiinin dikim işlemlerinin taşınmasından
farklı olarak, bu illerde fazla bir iş imkanı sağlamayacağı
gibi, esasında çok zordur ve hatta birçok durumda fiziksel
ve ekonomik nedenlerle imkansızdır. Diğer taraftan, mevcut
kapasite fazlalığı ve tekstil üretiminin zamanla miktar
olarak azalacak olması nedenleriyle, ister 5084 sayılı Kanun
kapsamındaki illerde, ister bilinen tekstil üretim
merkezlerinde olsun, yeni tekstil fabrikalarının
kurulmasından ve salt kapasite artırıcı yanrımlardan
kaçınmak gerektiğini bir kere daha vurgulamakta yarar
görülmektedir.
Türk tekstil sanayiinde modernizasyon ve yeniden yapılanma
yatırımlarına ağırlık verilmesi gerekmektedir. Bu yapılırken
de şimdiye kadar olduğu gibi, tekstil sanayiinin kontrolsuz
şekilde tüm Türkiye'ye yayılmasını teşvik etmek büyük bir
hata olacaktır ve zaten dünya konjüktüründeki değişiklikler
nedeniyle her geçen gün daha fazla zorlanacak olan tekstil
sanayiinin rekabet gücünü olumsuz olarak etkileyecektir.
İşletmeler için günümüzde makbul olan yerleşim dağılım
modeli : "kümeleşme" modelidir. Bu modelde birbirleriyle
ilişkili (aynı alanda çalışan ve/veya birbirinin
tedarikçisi-müşterisi) olan kuruluşlar aynı bölgelerde
toplanmaktadırlar. Aynı şekilde kümeye hizmet veren ve
eleman yetiştiren kuruluşlar da kalite-kontrol ve Ar-Ge
laboratuarları; eğitim merkezleri, meslek liseleri, meslek
yüksekokulları, fakülteler ve enstitülerin ilgili
programları; enerji, hammadde, yardımcı madde, kimyasal
madde, yedek parça ve makine satış ve servis üniteleri;
ilgili ihtisas gümrükleri, ihracatçı birlikleri, odalar,
dernekler gibi kamu ve sivil toplum örgütleri; danışmanlık
ve gözetim şirketleri; nakliye ve iletişim, bilişim
kuruluşları, vs. bu bölgelerde toplanmakta ve böylece
ilişkilerin (eleman, mal, hizmet ve bilgi temininin,
üretiminin, satışının, naklinin) çok daha kolay ve verimli
bir şekilde yürütülebilmesi sağlanmaktadır.
Kümeleşme modelinin en iyi uygulandığı İtalya'da, bazı şehir
ve bölgelerde belirli ürün gruplarında ihtisaslaşmış kümeler
(örneğin Biella'da yünlü, Como'da ipekli... gibi)
oluşturulmuştur. Türkiye'de de biraz tarihten gelen, biraz
da içgüdüsel olarak ortaya çıkan benzer kümeleşme eğilimleri
mevcuttur. Mesela, eskiden ipekli merkezi olan Bursa'da,
ipeğe benzerliği nedeniyle floş ve sentetik filament iplik
ve kumaş; Denizli'de havlu, bornoz ve ev tekstili; Uşak'ta
ştaryhgarn iplik ve battaniye; Çorlu ve Çerkezköy'de terbiye
ve özellikle yuvarlak örgü mal terbiyesi; Adana'da pamuklu
dokuma ve terbiyesi; K.Maraş'ta pamuk ipliği ve özellikle OE-iplik;
Gaziantep'te polipropilen, nonwoven ve küçük makine
halıcılığı; İstanbul'da örme (yuvarlak örme, triko, çorap)
ve konfeksiyon kümeleri oluşmuştur.
Şimdi uygulanması gereken politika, primer tekstil sanayiini
tüm Anadolu'ya yaymaya çalışmak yerine, İstanbul dışındaki
mevcut tekstil üretim merkezlerinin, bilinçli bir şekilde
kümelere dönüştürülmesinin teşvik edilmesidir. Bu hususta en
önemli teşvik, bu kümelerin bulunduğu illerdeki tekstil
işletmelerine (ve özellikle de kümenin ihtisası konusunda
üretim yapan işletmelere), 5084 Sayılı Kanunda fert başına
G.S.Y.İ.H. tutarı 1500 ABD Doları veya daha az olan
illerdeki işletmelere sağlanan avantajlara (vergi ve sigorta
primi teşvikleri ve enerji desteğine) benzer avantajların
sağlanmasıdır. Buna paralel olarak küme merkezinde kümeye
hizmet veren ve eleman yetiştiren kuruluşların kurulması,
geliştirilmesi ve özellikle de kümenin ihtisaslaştığı alanda
ihtisaslaşmaları da öncelikli olarak teşvik edilmelidir. |
|
|
|
|